Medyada yeniden yapılanma vakti
Gün Doğar / Birgün
Seçim gündemi ve sansür nedeniyle kamuoyunun gündemine yeteri kadar giremese de son günlerde medya sektöründe ciddi bir gazeteci kıyımı yaşanıyor. Karteller kıyımı, bünyelerindeki yayınların zararda olduğu gerekçesine dayandırarak gerçekleştiriyor. Tensikatlarla ilgili acele ve ezbere üretilen çeşitli değerlendirmeler büyük fotoğrafın görülmesini engelliyor.
Halbuki tüm bu işten çıkarmaları AKP'nin medya alanındaki hedefleriyle neoliberal küreselleşmenin Türkiye'ye yansıması bağlamında, medyayla ilgili tüm güncel gelişmeleri de yanına ekleyip zamana yayılmış bir yeniden yapılandırma sürecinin işlediği ortaya çıkıyor. Eldeki veriler bu sürecin amacının AKP'nin Türkiye medyası üzerindeki denetiminin artması, Doğan grubunun tekelleşmesi, uluslararası medya kartellerinin Türkiye pazarında daha fazla yer etmesi olduğunu gösteriyor.
AKP tekrar hükümet olduğu taktirde (Bu yazının seçim sonuçları açıklanmaya başlamadan önce yazıldığını hatırlatalım) bu süreç hızlanarak işleyecek, ikinci AKP hükümeti hem neo-liberal politikalarını uygulamada hem de As Parti (Asker Partisi), CHP ve Meclis'e girmesi muhtemel diğer parti/partilerle mücadelesinde daha cüretkar olacak, siyasal anlamda sertleşecek; Doğan grubunun rakiplerinin önemli kısmı elimine olacak, uluslararası medya kartelleri Türkiye'nin ekonomisinde olduğu gibi politik yaşamında da, daha fazla söz sahibi olacak ve medyada ciddi bir tekseslilik sorunu ortaya çıkacak. Medyada işten çıkarmalar ve güvencesiz çalıştırma yaygınlaşacak. Bir milliyetçi cephe hükümeti olasılığındaysa, bu süreç sonlanmayacak, yalnızca şekil değiştirerek devam edecek.
Bu görüşe nereden vardığımızı açıklamak için medyada son dönemde yaşanan işten çıkarmaları ve diğer gelişmeleri birlikte ele almak gerekiyor.
Kıyım ve Alım / Satımlar
Mayıs ve haziran ayları boyunca Hürriyet, Dünya, Posta, Fanatik, Doğan Haber Ajansı, Star TV gibi yayın organlarında başta 'ekonomik küçülme' olmak üzere çeşitli nedenlerle işten çıkarmalar yapıldı. Yine aynı dönemde (Türkiye Gazeteciler Sendikasının örgütlenme çabasını engellemek için) Sabah gazetesi ve ATV'de üç çalışanın işlerine son verildi. 29 Haziran'da Radikal gazetesinde 41 kişi işten çıkarıldı. 2 Temmuz'da Show TV'de 10 çalışana işten atıldıkları telefonla bildirildi. Bir gün sonra Star'da yine 10 gazeteci kapı önüne konuldu. Kıyımlar öylesine normalleşti ki 20 Temmuz'da Business Channel çalışanı 21 gazetecinin işten atılması medya dedikodu sitelerine dahi haber olmadı.
Tam işten çıkarmalarla aynı süreçte medyada farklı gelişmeler de yaşandı. Son bir hafta içinde Doğan grubu Vatan gazetesini satın aldı; dört gazetesinin başına Türkiye medya sektörünün neoliberali-zasyonunda büyük hizmetler vermiş olan Zafer Mut-lu'yu atadı. Grup, Doğan gazeteciliğin yüzde 25'ini 'bir yabancı kurumsal yatırımcıya' (Alman Medya devi Axel Springer) satmak için görüşmelere başladığını resmi olarak duyurdu. Ardından Reuters, bünyesinde Akşam gazetesi ve Show TV gibi kurumları bulunduran Çukurova Holding'in yazılı basın ve görsel varlıklarının yüzde 50'ye kadar varan kısmını uluslarası şirketlere satmayı planladığı ve bu satış için uluslararası yatırım bankası JP Morgan'ı yetkilendirdiği haberini geçti. Tüm bu yaşananlar esnasında ise ne tesadüf ki Sabah binasında, çalışanlara sendika üyeliğinden çekilme fişleri dağıtılıyor, ev ve kahvelerdeki televizyonlarda Radikal'in yeni, orijinal demokrasi reklamı dönüyordu.
Tüm bu bilgiler damıtıldığında medya alanında; AKP, Doğan grubu ve uluslararası sermayenin baş aktörleri olduğu bir yeniden yapılanma sürecinin yaşandığı ortaya çıkmakta. Bu üç aktörün süreç içinde dönem dönem çatışma yaşaması ihtimali olsa da sürecin şu an için birlikte yürütüldüğüne kuşku yok.
AKP Medyayı Düzenliyor
AKP, hükümetinin ilerleyen dönemlerinde sistemin diğer politik aktörlerine karşı elini güçlendirmek için medya alanının yeniden düzenlenmesi gerektiğinin farkına vardı. Bu amaç yolundaki stratejilerini 2007'ye doğru iyice somutlaştıran AKP, ulusal çapta medyayı etkisizleştirme çabasına girerken uluslararası medya kartellerinin Türkiye pazarına girişini de kolaylaştırdı.
Hükümet bu stratejisi doğrultusunda en önemli taktiklerden biri olarak rakip kartelleri birbirine kırdırmayı denedi. AKP'nin 2007'deki ilk büyük medya atağı Doğan Grubu'na yönelikti. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler öncesi medyaya hizaya gel demek için önce Doğan grubunun 2001'den kalan Petrol Ofisi dosyası raflardan indirildi. (Doğan grubuna çıkan faturada sonradan indirime gidilecek olan) Petrol Ofisi'yle ilgili 'tarihi vergi kaçakçılığı' skandali Sabah grubunca 'patlatıldı'.
AKP eliyle gerçekleştirilen operasyonda Doğan grubuna karşı Sabah grubu kullanılmıştı. Ancak AKP diğer yandan da Dinç Bilgin tarafından Turgay Ciner'e kiralanan Sabah - ATV markalarına karşı TMSF'nin elindeki kozları sallandırıyor, yine Zafer Mutlu'yla ilgili Etibank'tan arta kalan dosyanın AKP'nin elinde olduğu alttan alta fısıldanıyordu.
AKP'nin 2007'de medyaya yönelik bir başka atağı elektrik dağıtım ihalelerini son anda seçim sonrasına ertelemesiydi. Doğrudan Tayyip Erdoğan tarafından alınan bu erteleme kararının nedeni ihalelerde Doğan, Doğuş, Ciner ve Çukurova gruplarının öne çıkmasıydı. Erdoğan bu manevrasıyla tüm medya patronlarına gözdağı vermiş oluyordu. Yıl içinde tam da Sabah'ın tirajlarının arttığı ve AKP'yi sıkıştıran haberlerin sıkça yayımlandığı dönemde gazetenin bağlı bulunduğu Medya Grubu ve Merkez Grubu şirketlerine Bilgin ve Ciner arasındaki gizli sözleşmenin 'ortaya çıkması' nedeniyle TMSF tarafından el kondu. Bu arada Doğan grubuysa, AKP'ye yakınlaşmaya çoktan başlamıştı.
Yine 2007'de Doğan grubunun AKP'yi rahatsız eden, ulusalcı tan-danslı gazetesi Gözcü kapatıldı; Erdoğan'ın teyzeoğlu Cengiz Er'in 'genel koordinatörlüğünde' logosunun rengi AKP turuncusu olan Kanal 24 Televizyonu kuruldu; yeni sahipleri ve yeni yönetimiyle Star gazetesi AKP'ci bir gazeteye dönüştü. Hükümet bir yandan da uluslararası medya kartellerinin Türk pazarına girişlerini kolaylaştırmak için uğraşıyordu. ATV ve Sabah'ta gözü olduğu bilinen AKP'nin olası yeni hükümet döneminde de stratejilerini çeşitlendirerek medyayı denetimi altına alma operasyonuna devam edeceği kesin gibi gözüküyor.
Tekelleşmede Sınır Yok
Doğan grubuyla AKP'nin uzlaşma süreçleri epey yol katetmiş olsa da hala sürüyor. Hem uluslararası ekonomik ve politik aktörlerin hem Türkiye sermayesinin önemli bir bölümün desteği, popülist siyaset yapma yeteneği, medyaya karşı durdurulamaz stratejik atakları karşısında, Doğan grubu son aylarda AKP'yle uzlaşma yoluna girdi. Bu uzlaşmayla Doğan grubu rakiplerini elimine etmeyi, tekeller üstü bir tekel olmayı hedefliyor.
Bu uzlaşmanın nereye varacağını, bu iki aktörün yeni hükümet dönemindeki olası kriz anlarında aldıkları tutumlar belirleyecek. Ancak bugünden bakıldığında her iki taraf da kendisine açılan alandan memnun gözüküyor (Seçimden hemen önceki günlerde Doğan grubunun gazetelerinde seçmenin AKP lehine yönlendirilmesi hayli manidar).
Doğan grubunun bu süreçte batılı büyük şirketlerle işbirliklerini artırması, bünyesindeki bazı gazeteler ve Tv'lerin çizgilerini yeniden düzenlemesi, bazı gazete ve Tv'lerin işten çıkarmalara devam etmesi bekleniyor. Gazetesine noter çağırtıp çalışanları tek tek sendikadan istifa ettirmiş bir Aydın Do-ğan'ın, kendi bünyesinde olsun veya olmasın medyadaki sendikal kıpırdanma konusunda aşırı hassas olduğunu belirtmek gerekiyor. RadikaPden atılanların sayısının 41 olmasında, diğer nedenler yanında sendikalaşmaya karşı bir gözdağı vermek niyetinin etkili olduğunun da altını çizmek gerekiyor.
Kartellerin Hedefleri
Yabancı medya kartellerinin Türkiye pazarına yönelik ilgileri yeni değil. Ancak AKP hükümetinin özellikle son döneminde, bu ilgide patlama görüldüğü fark ediliyor. Türkiye piyasasına bugün göz dikmiş kartellerin başında şimdilik News Cooperation, Axel Springer ve Can West geliyor. İşin en dikkat çekici yanı, bu şirketlerin ortak politik çizgileri! Neoliberal küreselleşmenin Türkiye'ye yansıması ve Büyük Ortadoğu Projesi düşünüldüğünde, bu şirketlerin Türkiye'ye yalnızca 'ekonomik nedenlerle' gelmedikleri kolayca anlaşılıyor.
Daha çok kurucusu Rupert Mur-doch'ın ismiyle anılan Amerikan News Cooperation grubunun gerçek yüzü, TGRT'yi satın alıp Fox Tv'ye dönüştürdüğünde çeşitli yayınlarda deşifre edilmişti. Ronald Reagan'ın bizzat arkadaşı olan, fanatik Cumhuriyetçi Parti yanlısı Murdoch'ın grubu bünyesindeki tüm yayınlarda ABD ve İsrail'in politikalarına tam destek veriliyor, taraflı habercilikten hiç çeki-nilmiyor. Çalışanlar arasında sendikalaşmaya izin vermeyen grubun yayınlarında son olarak Irak işgali ile İsrail'in son Lübnan işgalinin açık olarak işgalcileri destekleyen haberlerle yansıtılması hâlâ hatırlarda.
Doğan grubuyla daha önce de ortaklık kuran imdi de Doğan Gazetecilik'in yüzde 25 hissesini satın almayı planlayan Axel Springer grubuna bakarsak, karşımıza yine manipülatif haber üreticisi ve sendikasız, güvencesiz gazeteci çalıştırmasıyla meşhur bir yapı çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı'ndan hemen sonra ABD ordusunun izniyle kurulan, kısa sürede devleşen şirket, i960 ve 70'lerde bünyesindeki Bild gibi şişirme gazetelerde ülkedeki öğrenci ve işçi hareketlerine karşı provokatif haberler yapmış. Bu nedenle şirketin Berlin'deki merkezi uzun süre protestolara hedef olmuş; Hamburg'taki binasıysa 1972'de Kızıl Ordu Fraksiyonu tarafından bombalanmış. Alman yazar Heinrich Böll, Katarina Blum'un Çiğnenen Onuru adlı kitabını 1974'de Alman devleti ve Axel Springer'in uygulamaları üzerine yazmış. Bu arada şirketin sitesinde (axels-pringer.com) temel yayın ilkeleri bölümüne girildiğinde karşımıza çıkan beş maddeden ikisi şirketin açık politik tarafgirliğini açıklıyor:
- Yahudiler ile Almanların uzlaşmalarını teşvik etmek, İsrail Devleti'nin hayati haklarını desteklemek,
- Atlantik İttifakı'nı desteklemek, özgür ulusların ortak değerleri konusunda ABD ile dayanışma içerisinde bulunmak.
Türk medyasındaki üçüncü kartelse aynı zamanda sağcı bir politikacı olan işadamı Israel As-per tarafından kurulmuş olan Kanada kökenli Can West. Asper'in şirketi dünyada tekelleşmenin olumsuzluklarıyla ilgili en büyük örnek olarak batıdaki iletişim fakültelerinin derslerinde okutuluyor. Grubun CEO'su, Israel Asper'in oğlu Leonard Asper'in yayımladığı, grup bünyesindeki hiçbir yayında İsrail'i suçlayıcı bir haber yapılmayacağına dair bir iç sirkülerin geçen yıllarda kamuoyuna sızması batı medyasında büyük tartışma yaratmıştı. Kuruluşun yine en önemli özelliklerinden biri gazetecileri çok zor koşullarda ve sendikasız olma şartıyla çalıştırması. Şu anda Süper Fm, Metro Fm, Joy Fm, Joy Türk'ü satın almış bulunan şirketin esas hedefi büyük günlük gazete ve TV'ler. Görüldüğü gibi bu şirketlerin Türkiye piyasına girmesi hem basın emekçilerine yönelik çalışma hayatıyla ihlallerinin artması hem de objektif haberciliğin iyiden iyiye Türk medyasından silinmesi anlamına geliyor.
Ve Medyacılara Düşen
Sonuç olarak bu süreçte hem gazetecilerin çalışma hakkının hem de halkın doğru bilgilenme hakkının gaspedileceğini öngörmek gerekiyor. İşte bu noktada gazetecileri ikili bir görev bekliyor. Hem kendi çalışma hakkı hem de halkın doğru bilgilenme hakkı adına mücadele etmek. Bu mücadeleyle ilgili önerilerimizi bir sonraki yazıda ele alacağız. Ancak yine de medyacılar cephesinde acilen atılması gereken birkaç adımı şöyle özetleyebiliriz: Sürecin bilincinde olan tüm gazeteciler çeşitli eksikliklerine rağmen TGS'nin üyesi olmalı; ATV ve Sabah'taki sendikalaşma mücadelesine tüm gazeteciler destek vermeli; Ankara'daki G-9 platformu gibi İstanbul'da da basın meslek örgütleri platformu kurulmalı; bu sürecin konunun tüm uzmanları tarafından tartışılacağı geniş kapsamlı bir forum düzenlemeli; BirGün ve Evrensel gazetelerine satın alma yoluyla destek olunmalı.
(*) İşten atılan gazetecilerden biri. Yeniden iş bulabilmek için ne acıdır ki yazısını mahlas isimle yazdı!
Not: Bu yazıyı hazırlarken bana zaman ayırıp görüşlerini paylaşan Mustafa Sönmez, Ragıp Duran, Funda Başaran Özdemir'e teşekkür ederim.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|