Söyleşi
Rukiye Şahan
Takılır resmine gözlerim; düşünürüm
Yakın iklim, uzak coğrafyalara dalar giderim
Siyaset sahnesinin
kaç varsayımlı belki’lerini çarpar, bölerim.
Sonuca götürmez hesaplar şikeli.
Geri dönerim, yüreğim yokluğuna dalar.
Burkulurum, utanırım ağlamaya,
Saklar göz yaşlarımı, susarım.
Kalp kapısından
Gizlice dökerim.
Nisan yağmuruyla ıslanmış toprağı,
andırır yüreğimdeki nem.
Berekete umut beslerim,
kaç açılmamış tomurcuğa sürülürüm.
Tarifsiz bir şey düğümlenir boğazımda,
yokluğuna mı daralır genç ömrüm.
Sonra kanıma uzanır ellerim.
Ve merhabalaşırım.
Şiire gebedir, katran katımlı gecem.
Depreşir içimde bir şey.
Hissettiğim sıcaklığında,
çözülürken içimdeki buz dağının zirvesi,
ısıtan yüreğim,
sana doğru akar.
Öfkemize umut, yokluğuna özlem,
konuşmalarımıza belki’leri ısmarlarım, bizden yana
asi zamanın depreşimine.
Cesaretime bakıyorum, gecenin yarısını beş geçiyor.
Kaybolduğumu sandığım, kendi dağımda,
tekrar uyanıyorum.
Burkulan yüreğim iki saat önce bıraktığım yerde.
Yorgun, argın, takatsiz.
Bir teselli düşünüyorum,
“Dur” diyor içimdeki.
Bir devrimci asla tesellilerle yaşamamalı.
“Dur” diyorum, kalleş zamana.
Küfürlü muhalefet senfonisini fırlatırım,
Tekrar susarım.
Yürek yine buruk,
zaman yine kalleş.
Dağ yine dumanlı
Ve
Zifri karanlık.
Bir tek senden yana görüyorum aydınlığı,
“Lo rihé min”
Görmüyorsam kör olayım,
aksın önüme iki kara gözüm.
Varsa yalanım,
kavuşmayayım sana.
Her neyse!
Yıldızlar altındaki bu dağ ayazlı gecede,
yanı başımda yine düşler
Usul usul zamanın ritiminde yaşarken.
yüreğimin sana açılan penceresinde,
sana efsunlaşmamış gençliğimle,
senli sırlarımı sana fısıldarım.
Her nedense uzakta, bir şimşek çakar beynimde.
O lanet günü hatırlarım,
takvimin on beşini.
Hatırlamasam olmaz mıydı yani?
Olmazdı “ rihé min” olmazdı.
Unutabilir mi yüreğim?
Kim unutabilir ki....
Aklıma geldikçe,
Başım önüme düşer,
kendi payıma utanırım.
Utanırım ayrılıktan,
Anlayamamadan.
Bilim, hangi zamanın kayıtlı sicilinde;
Platonun gurur duyduğu erkekliği anımsarım.
Şahin bakışlarını cam kafeste gördükçe,
utanırım o gururdan.
Yaşanmışlığın,
tanıklığını yaparken;
asi bir rüzgar,
tarih derinliğine götürürken beni,
şimdi anlıyorum,
içimiz niye anlamadı seni.
Anlamadık seni.
Anlayabilmiş miydi öncekiler,
Sokrat’ı Galie’yi Buruno’yu
Nesimi’yi, Hallacı’yı, Pir Sultan’ı, Şeh Bedrettin’ni?
Anlamadık seni.
Yine resmine bakmaktan kendimi alamıyorum.
Gülüşün çarpıyor yüreğime.
Usulca bir sevgi büyür,
gecemdeki yüreğimde.
Gece yavaş yavaş elveda diyor gün doğumuna.
Gün doğmaya hazırlanırken,
Roj baş sesini ,
Uyumayan ruhum,
Yorgun bedenimde hissediyorum.
“Doğu yakasından doğuyorsun yüreğime.”
Ne aydınlık, ne sıcaksın.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|