Cudi'ye kimyasal silahların kokusu sinmiş
Gülbahar Köker
Cudi’de bir efsane anlatılır...
Efsane genç bir yabancının Cudi’ye ulaşmak üzere uzun, çok uzun bir yolu göze alıp yola çıkışıyla başlar. Genç yabancı yedi dağı aşar, bereketli ovalardan geçer. Yedi yıl, yedi ay, yedi gün ve yedi saat sonra Cudi’nin eteklerine ulaşır. Ancak o bunun farkında değildir.
Bitkindir. Bir deri, bir kemik kalmıştır. Saçı sakalı birbirine karışmış, gövdesini hayvan derileriyle örtmüş bir halde Cudi’ye tırmandığını bilmeden, Cudi’ye tırmanmaya başlar. Arkasında çıplak ayaklarının derin izlerini bırakarak tırmanmaktadır.
Akşam olur. İnsanın sonsuzluğunda kaybolmaktan koktuğu derin bol yıldızlı bir gecedir. Genç yabancı hala tırmanmaya devam etmektedir. Kenarları bıçakla kesilmiş gibi düz ve bir yanı uçurum olan bir kayanın yanına varır.
Bu arada hemen belirtelim, derin, dik yarları ve sonsuz gibi görünen mağaralarıyla Cudi yüksek dağlar memleketindeki her dağ gibi hiçbir şeye boyun eğmeden yaşayan insanlara benzer.
Çok yorulmuştur. Nefes nefesedir. Yedi yıl, yedi ay, yedi gün ve yedi saatlik yorgunluk vücudunu aşağıya doğru çekmektedir. Sırtını bir kayaya dayar. Kalp atışlarının kulağına gelmesi geçtiği zaman biraz rahatlar. Sırtını dayadığı yüzeyi düz, aynı zamanda serin kaya, yıllarca yol yürümekten iki büklüm olmuş, genç yabancının sırt ağrılarına iyi gelmiştir. Yüzü aydınlanır. Bu aydınlık yedi saniye sürer. Yedi saniye sonra tuhaf bir şey olur. Yıldızsız, aysız akşam karanlığı gibi ürkütücü bir karanlık, acımasızca ruhuna yüklenir. Zayıflamış, çökmüş hayvan postlarıyla örtülü bedeninde alev alev yanan akşam karanlığında, gökteki iki yıldız gibi parlayan gözlerine, gözlerindeki ışığın kaynağına yüklenmektedir bu karanlık esrarengiz güç...
Yabancı genç adam, ruhuna baskı yapan bu karanlık esrarengiz güç ile boğuşur. Tam kaybetmek üzeredir ki, tufandan bu yana hiç kimsenin sırrına erişemediği Nuh’un hayali imdadına yetişir. Onun hayali sayesinde, ruhuna baskı yapan karanlık, esrarengiz gücü yener ve kendisinden uzaklaştırır. Yeniden yola koyulur.
Yüksek dağlar memleketinde şeytan masallara ve efsanelere en olmadık yerlerde girerek, insanoğlunun kafasına cevabı yüz yıllar alacak şaşırtıcı sorular bırakır. Bu efsanede genç yabancının ruhuna, sırtını kayalığa dayadığı sırada sonsuz bir karanlık olarak çökmek ister ama başaramaz.
Genç yabancı tekrar yola koyulduğunda bu kez ona yol üzerinde bir insan suretiyle görünür. Her şey genç yabancının insan suretine girerek yoluna çıkmış Şeytana şu soruyu sormasıyla başlar;
- Cudi’ye ne kadar kaldı?..
Şeytan en son insan suretiyle şöyle cevaplar onu;
- Ohoo..! daha yedi yıl, yedi ay, yedi gün ve yedi saatlik yolun var.
Yedi yıl, yedi ay, yedi gün ve yedi saat yürüyerek Cudiye ulaşmış olan ama ulaştığını bilmeyen genç yabancı bu cevabı duyar duymaz, önce yerinde donar kalır, sonra da taşlaşır. Bir insan ne kadar hızlı taşlaşabilirse o kadar hızlı taşlaşır. Şeytan da başka efsaneler ve masallarda insanoğluyla buluşmak üzere, eski hali olan bir avuç kara dumana dönüşerek oradan uzaklaşır.
Yabancı genç adamın taşlaşmış heykeli hala Cudi’dedir. Cudi’nin yaşlılarının anlatımlarına bakılırsa Safin(1) kadar eskidir.
Genç yabancının biraz soluklanmak, biraz kendine gelmek için sırtını dayadığı kayada, ruhunu ele geçirmek isteyen şeytanla boğuşmasının derin bir izi de kalmıştır. Bu iz hala yerli yerindedir. Kayada yabancı genç adamın sırtını dayadığı yer hafif bir çukurdur. Bin yıllardır yüksek dağlar memleketinde yaşayan insanlar yaşam yükü, dünya yükü, başka dünyaların yükünden kaynaklanan sırt ağrılarını, sırtlarını genç yabancının sırtını dayadığı yere dayayarak gidermeye çalışırlar. Yüksek dağlar memleketinde hiçbir şeye boyu eğmeyen insanlar genç yabancının şeytanla boğuşup da onu yendiği bu yerde, her türlü sırt ağrılarına şifa veren bir güç olduğuna inanırlar. Onlara göre zaferden daha değerli olan umudun, sırrına erişilmezin hayalinin yengisinin kutsanması gerekir. Şeytanın şeytan olarak insan oğlunun karşısına çıktığı bu ilk hamlede insanoğlu kazanmıştır çünkü...
Cudi’ye benzemeyenler için, Cudi her zaman derin bir bilinmezliğin hüküm sürdüğü bir yer olarak düşünülür. Oysa yüksek dağlar memleketinde hiçbir şeye boyun eğmeyen insanlar, Cudi’nin bilinmezliğinin sırrına ermişlerdir. Bu sır Cudi’nin zirvesinde, sırra ermeye vakıf olana bağırarak açıklanır.
- Yaşam tufandır! Tufan Cudi’dir!
Tarihte her aman sırrına erişilmezin hayaliyle yollara düşen zorlu yalların yolcusu inatçı insanlar vardır ve hep olacaktır. Lawke Xerip (2) gibi yolun sonunda hem de Cudi’ye varmışken, şeytanın ikinci hamlede bile yoldan çıkarmaya gerek görmeyip ruhundaki umudu çekip alarak yolun üzerinde taşlaştırdığı insanlar da var olacaktır.
Bu yüzden yüksek dağlar memleketinde hiçbir şeye boyun eğmeyen insanlar, genç yabancının taşlaşan bedenine hiç yanaşmazlar, sadece uzaktan bakarlar. Genç yabancının kim olduğunu hiç merak etmemişlerdir. Neyi aradığını bilmezler. Bazen meraklı çocukların ısrarlı soruları karşısında Cudi’nin görüp geçirmiş yaşlıları şöyle derler;
-Nereden bilelim? İnsanoğlu bütün bilinmezliklerin cevabını Cudi’de arar.
Kendini arayan aydınlık yüzlü insanlarla, onları arayan karanlık yüzlü insanlar arasındaki savaş, tufandan bu yana sürer gider.
Yaşlılar haklıdır. Bu savaş tufandan bu yana sürmektedir. Ve günümüzde bu savaş çok gürültülü, bin yıllık sessizliğini bozarak sürdüğü için Cudi’ye kimyasal silahların kokusu bile yayılmıştır.
***
(1)Safin; Nuh’un gemisi. Cudinin zirvesinde olduğuna inanılır.
(2)Lawke Xerib; Cudide taşlaşmış olduğuna inanılan efsanedeki kahramana verilen ad.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|