AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceTelevizyonspaceVideospaceForumspaceProgramspaceKaynaklarspaceLinklerspaceFotolarspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Size mektup var!


Muhittin Cemil- Ender Karadeniz / Gundemonline

Size mektup var! - Muhittin Cemil- Ender Karadeniz / Gundemonline Çok değerli meslektaşlarımız,

Değerli Ahmet Altan, Değerli Hasan Cemal, Değerli Yasemin Çongar;

Medya Diyalog adına sizlere bu kısa mektup-notu yazıyoruz. Lütfen siz de bize, ister gazeteleriniz aracılığı ile, ister dolaylı bir araçla, örneğin internetle, telefonla, postayla bir yanıt verirseniz memnun olacağız.

Siz KCK silahlı güçlerinin 'ateşkese rağmen' TSK ile giriştikleri çatışmaları 'meşru müdafaa' gerekçesiyle açıklamasına belli ki, pek inanmıyorsunuz. Olabilir. Bu nedenle de, karşı bir öneri geliştiriyor, 'böyle 'meşru müdafaa' durumunda kalmamak ve mayın patlatmamak için, siz 'çatışma alanının dışına çekilin' diyorsunuz.

Size iki sorumuz olacak:

Birincisi 'çatışma alanı' size göre neresidir ve KCK güçleri 'çatışma alanının dışına' çıkmak için, kaç kilometre öteye, coğrafi olarak nereye kadar çekilmelidir? Başbuğ 'PKK'nın Kuzey Irak'ta kuvvetli şekilde tecrit edilmesi gerekir (...) Lider kadro orada. Önce oranın çökertilmesi lazım' dediğine göre Kandil de 'çatışma alanı' kapsamına giriyor. Bu durumda KCK güçleri Kandil'den de çekilip, nereye gitmelidir?

İkincisi, bu durumda siz bu öneri yerine, Hasan Cemal'in deyimiyle karşılıklı olarak 'ellerin tetikten çekilmesi' talebini savunacak mısınız?

Karşılıklı diyalog temennisiyle, Meslektaş dayanışmasıyla ve saygılarımızla...

Asıl diyalog

Medya Diyalog hiç bir düşünceye, hiç bir düşünce insanına önyargılı değil. İlkesi 'doğruya doğru, iğriye iğri' ilkesi...

Şu son zamanlarda Medya Diyalog'da Taraf Gazetesi samimiyetle ve hiç bir diplomatik sahteciliğe başvurulmadan açıkça eleştirildi.

Neden?

Çünkü Taraf Gazetesi Hürriyet değil. Onun misyonu var. Etkisi var. Ve onunla diyalog içinde olmak bizim işimiz. Diyalog ise, karşılıklı konuşmadır. Kibarlık, çelebilik, eteklemecilik, karşılıklı dalkavukluk değil. Diyalog dürüst ve açık bir dille yapılırsa işe yarar. İmalarla yapılan diyalog denmez

Her neyse...

Taraf Gazetesi'nin dünkü sayısında yazarların önemli bir kısmı yürekli bir çığlık gibi yazılar yazmış. Başyazar Ahmet Altan'ın yazısı başta geleni. Yazısında PKK'yi tanımlamış. 'PKK terör örgütü değildir' sonucuna varmış. Şunları yazmış:

'Kürt sorunu, PKK'ya 'terör' örgütü diyerek, Kürt meselesini teröre indirgeyerek, 'kim kime ne hakkı' verecek konularını askerlere devrederek çözülecek bir sorun değil.

Kürtlerle Türkler oturup konuşacaklar.

Herkesin kendini 'birinci sınıf' vatandaş hissedeceği, güvenli huzurlu, mutlu bir ülke kurmanın yollarını arayacaklar.

Üstelik artık iki taraf için de bu bir 'tercih' değil, bir mecburiyet.

Hayat, o korkunç gücüyle bunu emrediyor çünkü.'

Kürtler hayatın bu emrine uygun adımlara hazır...

Geçerken söyleyelim. Bir cümlesine yine de takıldık. Demiş ki:

Bu örgütün uygulamalarına, siyaset ve hukuk yolu açıkken 'silahlı' mücadeleyi sürdürmesine, şehirlerde bomba patlatmasına, uluslararası hukuk 'terör' diyor.

Bu cümlenin içindeki 'siyaset ve hukuk yolu açıkken 'silahlı' mücadele' yapmanın terör olduğu tezi büyük bir yanlışı içeriyor. Ahmet Altan'ın da kabul edeceği gibi PKK hareketi, yalnız Kürtler için değil, Türkler için de hiç bir 'siyaset ve hukuk yolunun açık olmadığı' faşist darbe koşullarında ortaya çıktı. Dağdaki insanlar bugün, yani hala 'siyaset ve hukuk yolunun' son derece sınırlı olduğu koşullarda, bazı taleplerini açık olan 'siyaset ve hukuk yoluyla' gerçekleştirme imkanı olduğu bir durumda dağa çıkmadılar.

Şimdi hala sınırlı olan, hiç bir şekilde güvenceye kavuşmamış olan bugünkü 'siyaset ve hukuk yolunun' daracık yollarını gördükleri içindir ki, onlar Cemil Bayık'ın ifadesiyle şöyle konuşuyorlar: 'Silahla elde edilebilecek her şey elde edildi, her şey yapıldı.'

Soru şu: 'Eğer böyleyse neden dağdan inmiyorlar?'

Yanıt açık: 'Onlar, siyaset ve hukuk yolunda beliren bu son derecede sınırlı ve güvencesiz imkanlara rağmen, bu küçük imkanları kullanmak için dağdan ineceğiz' diyorlar. Ve şu anda dağdan inmenin somut yolunu tartışıyorlar.

O halde, siyaset ve hukuk yolu açık olduğu halde bu yola girmedikleri için onların uygulamalarını 'terör' diye tanımlamak da uluslararası hukuk açısından mümkün görünmüyor.

Peki şehirlerde sivilleri hedef alan bombalar...

Kürtler bu uygulamaları suçluyorlar.

Medya Diyalog böylece Ahmet Altan ve demokrat yazarlarımızla diyalog yolunda yeni bir adım atmış oluyor...

Devam edelim...


Barışa karşı 'bomba mesaj' ile 'çakar almaz'

Bu defa PKK'nin ilan ettiği eylemsizlik ya da ateşkes süreci bir provokasyonla, kentlerde patlatılan bombalarla, suikastlarla, 33 asker dramında olduğu gibi Kontrgerillacı katliamlarla falan değil, Genelkurmay Başkanı'nın Amerikalardan gönderdiği 'bomba' gibi mesajlarla, bu 'mesaj bombayla' neye uğradığını şaşıran Başbakan'ın 'asker, polis silahını bırakmaz' türü kuru-sıkı çakaralmaz tüfekli atışıyla boşa çıkarılmak üzere...

Ünlü mısrayı biraz değiştirerek, şöyle yazalım: 'Rencide oluyor dide-i huffaş sulhun ziyasından...' Yani baykuşun gözleri barışın ışığından rahatsız oldu. Baykuş gözlerden birisi de malum, Milliyet yazarı ve Baykal ile askerin sözcüsü kılığındaki Fikret Bila. Dünkü yazısı, 'Şükür sana Gazi Paşa, barış kaldı bilmem kaçıncı bahara' türü bir yazı yazmış. Şöyle: 'Erdoğan ve Başbuğ'un açıklamaları, yaratılan havanın gerçekçi olmadığını gösterdi. PKK veya DTP ile müzakere yapılması, PKK ve TSK'nın karşılıklı silah bırakması, DTP ve PKK'nın dile getirdiği 'demokratik özerklik' verilmesi, Anayasa'da DTP-PKK çizginin talep ettiği değişikliklerin yapılması gibi bir girişim yok.

Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve hatta CHP lideri aynı çizgide buluştu, 'Bu iş çözülüyor' türü yorumların zorlama olduğu anlaşıldı.'

Seviniyor...

Estirilen 'hava'nın hava cıva olduğunu zil takıp oynayarak yazıyor. Devletin içinde paşasıyla, başbakanıyla, cumhurbaşkanıyla tam bir uyum olduğunu, herkesin 'imhada' anlaştığını çengi türü göbek hoplatıp, gerdan kırıp, parmak şaklatarak anlatıyor.

Bu yazıyı okuyun barış sever insanlar.

Barışın yakın olduğuna inanan sevgili saf duygulu yurttaşlar.

Okuyun ve karar verin: Barışı devletten mi bekleyeceksiniz, yoksa barışı devlete siz mi kabul ettireceksiniz?

Evet, karar verin... Karar verin çünkü bu defa her şey açık: KCK'nin eylemsizlik kararının 'aldatmaca' olduğunu bile bu defa iddia edemeyenler, kendi elleriyle savaş ilanı yapıyorlar.

Onları durdurun...


Alıştırma operasyonu

Taraf Gazetesinde Ümit Kıvanç, çok güzel yazmış. Başbuğ'un 'ararım, bulunca yok ederim' demecini manşete çıkaran Hürriyet Gazetesini mükemmel eleştirmiş. Ve savaş lobisinin amacını da alaya alarak şöyle yazmış:

'Türkiye Türklerindir teşkilatı, bizi bu işin süreceği gerçeğine alıştırıyor.

Kısaca, dünyanın en uzun süreyle en fazla sabır gösterilmiş ordusunun komutanı, 'iyi ki birilerini öldürdük sürdük, mallarına elkoyduk, yoksa ulusal devletimizi kuramazdık' diyen bakan (şimdiki Savunma Bakanı MD)ve bu memleketin insanları için kötü olan her şeyle beslenen Büyükgazete müessesesinin dedikleri şudur: Uğraşmayın kardeşim, çocuklarınızın dağlarda ölmesi, bizim sizin için uygun gördüğümüz yaşama tarzıdır.'

Yoruma gerek yok.

Allah insanı şaşırtmasın!

Okurlarımızdan, mütedeyyin olanlar elbette 'amin!' demiş olmalılar. Dünyevi takılanlarımız da, 'dur bakalım bu 'dua'nın sonu nasıl gelecek merakıyla Medya Diyalog'u okumaya başlayacaklar.

O halde biz yazalım, siz bir yandan 'amin' deyip, okumaya başlayın. Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ı, DTP'nin 'eller tetikten çekilsin' talebini, 'silahlar kaldırılıp atılsın' talebine çevirdi ve birden gazaba gelerek 'benim askerim, benim polisim, benim korucum, benim mafyam ve neyim var neyim yoksa silah bırakmaz...PKK silah bıraksın' deyiverdi. Yani biz 'tetik çekmeyelim' diyoruz, o bizim dediklerimizi değiştiriyor ve 'tetiği' 'silah' haline getiriyor.

Ama öte yandan aynı Başbakan 'Ak Parti'yi 'AKP' diye değiştirene 'edepsiz' diye hakaret ediyor.

Biz Başbakan'a hakaret etmeyiz. Eleştiririz. Çünkü Başbakan'ı Allah şaşırtıyor. Allah'ın şaşırttığına bir kuldan küfür göndermek günahtır. Başbakan'ın şaşkınlığı bu kadarla kalsa iyi. Olabilir insandır, şaşırır, 'tetik çekmemek'le, 'silah bırakmayı' bir birine karıştırabilir. İyi de 'bana AKP deme, diyen edepsizdir, benim adım AK Parti' diyen bu başbakan, onun yönettiği devlet, devletin yargı organları, o organların uzantısı olan medyanın kalemleri, neden 'PeKeKe' demiyorlar da ısrarla 'PeKaKa' diye kendi alfabelerinde sessiz harflerin okunuşunu bile PKK'ye düşmanlık olsun diye değiştiriyorlar. Neden 'P' harfini 'pe' diye okuyorlar da 'K' harfini 'ka' diye okumakta ayak diriyorlar.

'Çünkü onlar edepsizdir, hayasızdır, namussuzdur, alçaktır, resildir, kepazedir' mi diyelim... Demeyiz. Allah şaşırtmasın der, geçeriz. Tam geçerken, aklımıza gelen bir anektodu da derkenar eyleriz: Antakya'da sara hastası bir seyyar gazete satıcı vardı. Sattığı gazete Atayolu adında bir gazeteydi. Gazete satarken, sürekli 'Atayolu, şehrimizdeki cinayetleri yazıyor' diye bağırırdı. Duyan da Antakya'yı Ergenekon çeteleri basmış sanabilirdi (o vakitler gerçi bu çete yoktu). Gazete satıcısının adı Abdülkerim'di. Kahvede oturanlar onu kızdırmak için 'Keriiimm, getir bir gazete' diye çağırırlardı. Abdülkerim, bu 'kısaltmaya çok bozulurdu', 'Kerim Allah'ın adı, benim adım Abdülkerim' der, onlara gazete vermezdi. Ama hakaret de etmezdi...



Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar