Kürt’ün gücü doğru değerlendirilmeli
Ali Haydar Kaytan / Yeni Özgür Politika
Başbakan Erdoğan’ın ipiyle kuyuya inme hatasını işleyen Türk ordusu, giriştiği ikinci Sarıkamış seferinde de ilkinin akıbetine uğradı. En son askeri tekniği kullanan bu ordu, Kürt gerillasının olağanüstü direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldı. Savaşta tayin edici unsurun teknik olamayacağı, insan denilen harika varlığın hala sonucu belirleyen esas güç olduğu, en gelişkin tekniğin bile özgür insan iradesi karşısında hurdaya çıkarılabileceği bu işgal harekatı vesilesiyle bir kez daha doğrulandı. Giysisinden tüfeğine, dürbününden yiyeceğine kadar üstünlüğüne vurgu yapılan bu ordu, belirtilen bu hususlarda oldukça geri olan gerillanın azmi ve iradesi karşısında adeta döküldü. Aynı ordunun ‘general kış’ı arkasına alma planları da boşa çıktı. Kışın korkunç soğuğunu bir müttefike dönüştürmek, öncelikle ona gerçekten hükmeden bir iradeye sahip olmakla mümkündü. Ancak işgal ordusu bu iradeyi gösteremeyince, ‘general kış’ bu kez bir hasım olarak hükmünü konuşturdu ve zalimin askerini vurdu.
Yasal olarak başkomutanlık konumunda bulunsa bile, Türkiye’de hiçbir cumhurbaşkanının açıkça “Başkomutan benim” dediğini hatırlamıyorum. Oysa AKP Hükümetinin Çankaya Noteri Abdullah Gül, gerillanın hezimetinden emin olduğu ve kazanılmasına kesin gözüyle baktığı zaferin meyvelerini toplamak istediği için başkomutanlık mevkiini açıkça sahiplendi. Vebalini sürekli boynunda taşıyacağı asker cenazeleri peş peşe Türkiye’ye gittiğinde ise, gerilladan böyle bir direniş beklemediğini itiraf etmek zorunda kaldı. Bunun nedenini de kendince dış güçlere bağladı. Herkesi kendisi gibi düşündüğü için böylesi bir değerlendirmede bulunması doğaldı. Halbuki noterliğini yaptığı AKP Hükümetine göre, Türkiye böylesi bir operasyona girişirken, daha önce hiç görülmemiş bir dış desteği arkasına almıştı. Herkes Türkiye’nin haklılığını onaylıyordu. Buna rağmen gerilla direniyor ve üstelik kendilerinin bütün planlarını bozuyorsa, arkasında ‘dış güçlerin’ bulunması kaçınılmazdı!
Bakın, Erdoğan gibi hak olgusunu alıp satmak olarak değerlendiren bir adam bile “asimilasyon insanlık suçudur” dedi ve insanları bu suça karşı direnmeye çağırdı. Kendisi Kürtler üzerinde asimilasyonu da içeren bir soykırım uygulaması içinde olduğu halde böyle davranabildi. Eğer bu tartışma götürmez ölçüde doğru bir belirleme ise, o zaman bu suçun işlendiği yerde suskun kalmak, insan olmaktan çıkarılmaya onay vermek demektir. Kürt’ün davası insan olarak varolma davasıdır. Bu nedenle gerilla elbette direnecektir. Çünkü bu gerilla asimilasyona tabi tutulan, fiziksel ve kültürel olarak yok edilmek istenen bir halkın evladıdır. Sorun ‘insanlık sorunu’ biçiminde gündeme oturduğunda, insan olmanın bütün meziyetleri de ortaya konulmak zorundadır. Direniş fikri, ruhu ve eylemi bu meziyetler içinde en önemlisidir. Sömürgeci devletin asimilasyonu da kapsayan soykırım politikası, aynı zamanda bu direnme ruhunu kamçılayan bir işlev görür. Kürt’ü tümden öldüremediğiniz bir durumda, yaptığınız her şey sadece ondaki insanlık bilincini derinleştirmeye ve özgür yaşama tutkusunun daha güçlenmesine hizmet eder.
Yine her cenaze töreninde dillendirilen bir sloganınız var; ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’ diye haykırıyorsunuz. ‘Vatan söz konusu ise gerisi teferruattır’ diyor, vatan aşkının en büyük aşk olduğunu belirtiyorsunuz. Peki, Kürtlerin vatanı yok mu? Eğer varsa, bütün bu belirlemeler Kürtler için de geçerli değil mi? Sen başkasının vatanını inkar etmeyi vatanseverlik sayarken, Kürt sadece kendi vatanı özgür olsun diye mücadele ediyor. Sen tarih kitaplarında anayurdunun Orta Asya olduğunu söylüyor, çocuklara sonradan bu topraklara gelip yerleştiğini öğretiyorsun. Burada bin yılı bile geçmeyen bir tarihin var. Üstelik gelip başkalarının topraklarına yerleştin. Ama Kürt varolalı beri kendi toprağında yaşıyor; yaşadığı toprakları vatanlaştıran ilk halk olma onurunu taşıyor. Kürtler belki de yurtlaştırma hareketini başlatan ilk topluluk oluyorlar. O zaman neden Kürt insanından ‘vatan haini’ olmasını bekliyor, hatta kendisine vatanına ihanet etmesini dayatıyorsun?
Kürt gök kubbenin altında bir olgu olarak varsa, varlığını mücadelesiyle kanıtlıyorsa, onu sahi kılan ve kendisi yapan bir ana topraklar gerçeği de var demektir. Kürt gerillasının mensubu olduğu PKK hareketinin en temel özelliği, Kürt’ü kendisi kılan ana toprakların gerçeğine haramzadenin yaptığı gibi ihanet etmemesi ve kapitalizmin insanımızı haraç mezat kapmasına izin vermemesidir. Bu bizim için bir karakter özelliğidir. Bu anlamda yurtseverliği en temel insanlık değerlerinin tepesine yerleştirmek yerindedir. PKK gerillasını yenilmez kılan şey işte bu yurtseverlik anlayışıdır. “Vatan bölünmez” diyorsunuz, değil mi? Peki, vatanı paramparçayken, eğer gerçekten insansa, Kürt insanı nasıl buna seyirci kalır? Sınırları yerle bir edelim anlamında söylemiyorum, ama Zap vadisindeki gerillanın kendi vatan topraklarında bulunduğu aşikardır. Sen bir işgal gücü olarak o topraklara giriyorsun, ama gerilla kendi vatan topraklarını savunuyor. Doğal olarak gerilla senin askerinden çok daha büyük bir inanç ve imanla savaşacak ve askerine geçit vermeyecektir. Buraya düşmanlık temelinde girersen, düşman muamelesiyle karşılaşırsın.
PKK ‘ortak vatan’ üzerinde Türk ve Kürt halkının özgür ve eşit temelde birlikte yaşamasını istiyor. İstendiği kadar ‘bölücü’ diye tanımlansın, PKK inkar ve imha siyasetinin tümüyle bölücü, tahkir ve tahrik edici uygulamalarına son verip halkların gönüllü birliğini tesis etmeye çalışıyor. Asıl bölücülük, hatta bunun da ötesinde Türkiye’yi haritadan silmeye kadar götürecek haince yaklaşımlar inkar ve imha siyasetine mahsustur. AKP, Kürdistan’da Çiller-Güreş kliğini mumla aratan uygulamalar geliştirirken, bu temelde en hain bir tutumun sahibi olarak iğrenç bir rol oynuyor. AKP bu ülkede satmadık ne bıraktı? Sahip çıkar göründüğü İslam’ı bile ABD’ye peşkeş çekmedi mi? Siyasal İslam İslam’ın Amerikancı yorumu değil mi? Bu bir yana, Tayyip Erdoğan’ın bir hain olduğunu kim inkar edebilir? O, Milli Görüş’e ve dizi dibinde büyüdüğü Erbakan’a ihanet etmedi mi? Aynı şekilde AKP Kürt ihanetini bünyesinde toplamıyor mu? Bu çirkin ihanet koalisyonundan demokrasi ve özgürlük doğrultusunda adımlar atmasını beklemek ne kadar gerçekçi olabilir? Türkiye bu ihanet güruhunca yönetilmeye layık bir ülke midir?
Türkiye gerillanın Zap direnişinde ortaya çıkan Kürt’ün gücünü yanına mı, yoksa karşısına mı almak istiyor? Cevap bekleyen temel soru budur. Bu soruya cevap vermesi gereken AKP değil, Türkiye’nin gerçek yurtseverleridir. İnkar ve imha politikasında ısrar bu gücü gök kubbeyi yere indirecek bir öfkeye sürükleyeceği gibi, aynı güç ortak vatanın savunulmasında değerlendirilecek bir kuvvet haline de getirilebilir. Olması gereken sonuncusudur. Kürt halkının beklentisi budur. Kürt dostluğuyla birleşen demokratik bir Türkiye, Ortadoğu’yu da demokrasi hamlesiyle fethedebilir. Gerçek güç demokrasidedir.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|
Türke kalkan silahlar gün gelir kırılır ve kırılacaktır
Öncelikle sunu sormak gerekir senin ve senin gibi düşünenlere:
Asker bir kurşun atmışmıydı bu seferde. bu bir.
İki senin gerilla dediğin, asker ordayken onlar nerdeydi.
Üç, senin gerilla dediğin masum insanları öldüren, dünyadan bir haber, ne için o dağlarda oldunu dahi bilmeyen kişilerden oluşuyor.
Şunu belirtmekte siz ve sizin gibi düşünenler için bence faydalıdır: Türk tarihte savaş kaybetti, savaş kazandı. Ama hileyle, hurdayla kaybettiği savaşlarda dahi haklı ve de dürüstçe öcünü aldı. Unutmayın ki ayrılıkçı düşünenler, sabrımız sona yaklaştı. Kardeş dediklerimiz arkamızdan vuruyor, Türk'ün fırtınası esmeye başlarsa, kendinizi ta Çin'de görürsünüz. Ordaki Çin seddi sizi koruyabilir mi onuda bilmem ama size tavsiyem, Türk'ü hoş tutun. Çünkü bu fırtına esmeye başlıyor yavaş yavaş haberiniz ola.