Kandil’i al da gel…
Ahmet Altan / Taraf
Kandil’i al da gel… /Ahmet Altan
Mehmet Barlas’ın bir esprisini hiç unutmadım.
Bir gazete yeni bir binaya taşınacağını haber vermişti.
O binaya taşınmadılar.
Barlas o zaman, “kendileri hakkında bile doğru haber veremiyorlar,” demişti.
Bizim medya yalan söylemeyi seviyor gerçekten.
Buna alışmış.
Gözünü kırpmadan yalan söylediklerine ben şahsen kaç defa tanık oldum.
Yalan söyler, iftira atar, olayları çarpıtır.
Kimsenin kendi yalanını ortaya çıkartamayacağından da emindir.
Elindeki güçle insanları korkutur çünkü.
Son operasyon sırasında da inanılmaz şeyler yazdılar.
Yapılan operasyon hakkındaki bilgilere ulaşacakları tek kaynak Genelkurmay Başkanlığı’ydı.
Onun dışında bir kaynak yoktu.
Genelkurmay da her gün bir açıklama yapıyordu.
Ama o açıklamalar bizim gazetelere yetmedi.
Çünkü onlar çığlıklar atmak istiyorlardı.
Ve uydurmaya başladılar.
Ordu Kandil’e gidiyordu, belki Kerkük’ü de alırdı, PKK’ya gününü gösteriyordu.
Halbuki operasyon, 350-400 PKK’lının bulunduğu sınır bölgesinde yapılıyordu.
Bu “kadarlık” bir operasyon bizim gazetelerin “kahramanlıklarını” yatıştırmıyordu.
Daha çok operasyon, daha çok kan, daha çok ölü istiyorlardı.
Ordumuz, bizi kızdıran herkesi gidip öldürmeliydi.
İşi öylesine abarttılar, öyle hedefler koydular ki Genelkurmay’ın yaptığı gerçek operasyon insanların gözünde değersizleşti.
“Kandil’e bile gidemeyen beceriksiz bir ordu” durumuna düşürdüler askerleri.
İşin doğrusunu isterseniz, bizim gazeteleri tatmin edebilecek bir ordu da yoktu yeryüzünde.
Tarihte de pek olmadı herhalde.
Kanuni zamanda bunlar gazetecilik yapsalardı, “Paris’e gidiyoruz” diye başlık atarlar sonra “Viyana’ya bile giremedik” diye dertlenirlerdi.
Başkalarının öleceği savaşları kışkırtmakta çok “cesurlar” ama orduya karşı da biraz ürkekler.
“Kandil’e gidiyorlar” diye orduyu bile zor durumda bırakacak yalanlar söylerken, bizim birlikler alelacele, başbakana bile haber veremeden geri çekildiğinde ise sanki “normal” bir durumla karşı karşıyaymış gibi manşetler atmaktan da kaçınmazlar.
Birliklerin niye o kadar acele döndüğünü bizim gazetelerden öğrenme imkanınız yoktur.
Size doğruyu söylemezler.
Gerçek bilgiye ulaşmak için de pek uğraşmazlar.
Ordu Irak’tan döndükten bir gün sonra “ordu dönmeyecek” diye yazanlar çıktı.
Yazısını yazdığı sırada ordu dönmüş ama o yazar ordu adına babalanmaya, “dönmeyecek” diye yazmaya devam ediyor.
Ordunun dönmeye başladığı sabah, “hedef Kandil” diye manşet atan gazeteler vardı.
Niye yalan söylüyorlar peki?
Birincisi, bu ülkede medyayı denetleyecek bir okuyucu bulunmuyor.
İkincisi, bizim okuyucu yalan da olsa “biz çok kahramanız” türünden haberler ve yazılar okumayı seviyor.
Düşünün ki hepimiz, “bir Türk cihana bedeldir” lafıyla büyüdük.
Buna inandık.
Gerçeğin böyle olmadığını anlamak bizi biraz üzdü.
Şimdi haber yerine “masal” dinlemeyi, cihana bedel olduğumuzu duymayı istiyoruz.
Övünme ölçülerimiz ise aldığımız eğitim yüzünden epeyce ilkel.
Zekâyla, yaratıcılıkla, düşünceyle, sanatla ilgili övünmeler bizi ilgilendirmiyor, biz güçlü, kahraman, yiğit olmak istiyoruz.
Dünyanın bizden korktuğunu görmek en büyük amacımız.
Dünya bizden korkmazsa, o zaman da “korktular” diyen birilerinin çıkmasını arzuluyoruz.
Yalan da olsa “biz en güçlüyüz” desin birileri bize.
Talebin bu yönde olduğunu görüyor bizim gazeteler.
Onun için o kadar yalan yazıyorlar.
Aslında okuyucu da biliyor yazılanların yalan olduğunu.
Ama gerçek “kalbimizi kırdığı” için yalanla oyalanmayı tercih ediyoruz.
Yoksa hepimiz o kadar güçlü olmadığımızın, yoksul olduğumuzun, devletin doğru dürüst işlemediğinin, dünyada çok istediğimiz o saygıdeğer konuma bir türlü ulaşamadığımızın farkındayız.
Ama Kanuni’nin yerine şu Viyana’yı bir alıvermek istiyoruz doğrusu.
Bütün dünyayı korkudan titretmek ruhumuzun derinliklerindeki tükenmeyen arzu.
Artık “hayalen” bile Viyana’yı alamadığımızdan…
Gazetecilerimiz bir koşu gidip Kandil’i zaptediveriyorlar.
Ordu dönse de…
Onlar Kandil’de kalıyor.
Hepsi de kahraman delikanlı çünkü…
Ve “bir Türk gazetecisi cihana bedel.”
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|