Araba stabilize yola girdi!
Ece Temelkuran / Milliyet
Ana yoldan çıkıldı. Stabilize dağ yollarına, kırlık araziye kırıldı direksiyon. Bundan sonra yolun nereye gittiğini ancak yolun sonuna kadar giderek görebileceğiz gibi görünüyor. CHP ve MHP Genelkurmay Başkanı’yla didişiyor, AKP “ordu dostu” oluveriyor, karşılıklı muhtıralar veriliyor. Şahane bir ambiyans! Keşfedilmemiş doğada kır gezintisi. Stabilize yollarda macera dolu bir yolculuk...
Ön camdaki bulanıklık
Fakat stabilize yolun rezilliği şudur ki araba o kadar çok sallanır ki bir süre sonra sersemlemeye başlarsınız. Gözleriniz bile bozulmaya başlar, ön camda aşağı yukarı, sağa sola oynayan görüntüyü bir türlü net olarak göremezsiniz. Şimdi bizlere de olan bu belki. Ne olup bittiğini göremiyoruz. Ön camda bir görüntü sallanıp, renkler, çizgiler birbirine karışıp duruyor.
Bu sarsıntıda gözden kaçan birkaç şey oluyor. Birincisi, Danıştay zorunlu din dersini hukuka aykırı buldu. (Parantez içinde şöyle demek isterim: Biz yıllarca o badem bıyıklı dersleri boşuna mı çektik!) Kararında, müfredatta okutulan din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin, hepimizin zaten bildiği üzere ne “din kültürü” ne de “ahlak bilgisi” olduğuna karar verdi. Mahkeme, bu dersin, yine hepimizin zaten bildiği üzere, nesnel ve çoğulcu olmadığını karara bağladı.
Haddini aşma meselesi
AKP olaya tepkili. Çünkü mahkeme kararında şöyle dendi:
“... ilk ve ortaöğretim kurumlarında verilen öğretime ilişkin müfredatın ‘din kültürü ve ahlak öğretimi’ mi yoksa ‘din eğitimi’ mi olduğunun tespiti gerekmektedir.”
Bunu kim yapacak? Tabii ki yürütme. Yapacak mı? Tabii ki hayır. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın konuya ilişkin tavrı belli, böyle durumlarda “yargının kendisine terbiyesizlik ettiğini” ya da buna benzer şeyler düşünüyor.
Pek yakında bununla ilgili kriz büyür sanırım.
Türban krizinin krizi
Stabilize yola girildiğinden dolayı net göremediğimiz şeylerden biri de türban meselesi nedeniyle pek yakında girilecek olan kriz. Kriz yasama ile yürütmenin yargıya direnişi nedeniyle çıkacak. Ve kurumlar kilitlenecek. Bu kilidi çözmek için de muhtemelen AKP’nin yargı üzerinde büyük bir değiştirme operasyonuna girmesi gerekecek.
“Anayasa Mahkemesi de o kadar gerekli bir şey değil canım” noktasına gelinecek belki de. Bu arada elbette üniversite kapılarında kavgalar, rezillik...
Bütün bunlar iki hafta önce yazdığım gibi AKP’nin sıkça kullandığı “antikolonyalist” söylemle süslenecek. Başbakanımız yine “onlar” diye “sömürgeci Türklerden” söz edecek. Arap ülkelerinde antikolonyal direnişte kullanılan siyasal İslami söylemi alıp Türkiye’ye uyarlamaya çalışacak.
“Onlar yargıyı başımıza bela ediyor” diyecek. Azıcık maaş alan hâkimler belki şişman sömürge valileri gibi gösterilecek. Tommiks-Teksas düzeyindeki politika “Kızılderili Müslümanlar” ile “sömürgeci Türkler” arasında bir “özgürlük ve adalet” savaşına dönüşecek. Vesaire vesaire...
Kim yönetiyor bizi?
Stabilize yola girildiği için dış politika ve ekonomi meseleleri de tam seçilemediği için bir karambolde yürüyüp gideceğiz.
Bazen düşünüyorum:
Türkiye’yi kim yönetiyor?
Türkiye’yi yöneten birileri var mı hakikaten?
Yoksa hep birlikte karambolde, ya da her daim bir stabilize yolda öylece langır lungur gidiyor muyuz? Teypte Orhan Gencebay çalıyor herhalde:
“Bana kaderimin bir oyunu mu bu/ Aldı sevdiğimi, verdi zulümü!”
Şoför küçük parmağıyla dörde takıyor vitesi. Kimse nereye gittiğimizi bilmiyor.
Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
|
|
|