kEditor - Yazılar / Makale / Tarihin Tozlu Rafındaki Deyyus Ve Ahlaksız Feminist

http://www.keditor.com/yazilar_94.html


Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Tarihin Tozlu Rafındaki Deyyus Ve Ahlaksız Feminist


Hasret Birsel

1523'ün İstanbul'u dönmemin sadrazamı Lütfi Paşa'nın huzuruna fahişelik yaptığı gerekçesi ile bir kadın getirilir. Lütfi Paşa yargılamak yerine kadını bayıltana kadar bir güzel döver. İçindeki öfke dinmez kadını soyar,'şifre' adı verilen ve cellâtların işkence sırasında 'deri yüzmek için' kullandıkları usturadan keskin bıçakla kadının cinsel organını oyar. Çiğlik ata ata can verir zavallı kadın.

Haremağaları hemen karısı Şah Sultan'a kocasının marifetini yetiştirirler. Şah Sultan akşamı sabırsızlıkla bekler ve Paşa konağa gelir gelmez ‘Senden önceki vezirlerin hangisi bir kadına böyle ceza vermişti? Bu zulmü neden yaptın?' diye bağırır. Paşa, pişkin yaptığından memnun ‘Her fahişe artık aynı cezayı çekecek' diye cevap verince Şah Sultan ‘Edepsiz, zalim herif!' diyerek Lütfi Paşa'nın bulunduğu odadan ayrılmak için ayağa kalkar. Bir kadının kendisine karşı çıkmasına zulmünü yüzüne vurmasana tahammül edemeyen paşa hançerini çeker Şah Sulatan üstüne yürür. Çığlıklar atarak harem ağlarını ve uşakları çağıran Şah Sultan paşayı her yanı morarana kadar dövdürür.

Kanuni Süleyman'ın kız kardeşi Şah Sultan padişah Süleyman’ın huzuruna koşar, ‘Benim kocam, senin de vezirin olacak deyyus bana el kaldırmaya cüret etti' deyip paşayı şikayet eder. Padişah kız kardeşini hemen boşatır, Lütfi Paşa'yı sadrazamlıktan atıp Dimetoka taraflarına sürgün eder.

Sizce de Şah Sultan feminist bir kadın değil midir?

Bana göre feministtir. Kadına yapılan zulme karşı çıkmış bir deyyusa haddini bildirmiştir.

Eğer, deyyusların zulmüne karşı çıkmak baskıya kadın üzerindeki sömürüye dur demek ahlaksızlık ise bütün kadınları ahlaksız olmaya deyyuslara dur demeye çağırıyorum.

Ne çok deyyus var etrafımızda.

Kadının burnunu cinsel organını kesen,

Kadını alan satan,

Ucuz iş gücü olarak kullanan,

Tecavüz eden,

Sokak ortasında taşlayan, öldüren,

Savaş alanlarında ganimet yapan,

Kocalık kisvesi altında karısına her gün tecavüz eden
Şiddetin her türünü kadın üzerinde uygulayan,

Yine de namuslu ve pürü pak olarak dolaşan...

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıklamasına göre, kadınlar " Hayatımı canımın istediği şekilde yaşamak istiyorum!" anlayışı taşıyan (Hangi feminist bu anlayışı taşır... Bunun feminizmle ne alakası vardır)kadınlar ahlaksızdır.

Diyanet, feminizmi nasıl bilip nasıl yorumluyor doğrusu çok merak ediyorum.

Feminizmin tarifini tarihçesini ve işlevini anlatacak değilim.

Zaten bu toplumda ne zaman bir gelişim olur ne zaman birileri sesini biraz yükseltip; yanlışlara dur der, tam o noktada saldırı başlar.

Feminist misin: erkek düşmanı, amazon ,çocuk sevmeyen, erkekleri cezalandırmak için fırsat kollayansın. Evinde munis oturup kocasından dayak yiyen, mutfağa hapsedilip ne bedeninin ne de beyninin üzerinde söz sahibi olmayan, kadınlar için tehlikelisin. Onların da "ahlakını bozar" yanlışlara dur dedirtirsin. Hadi eski alışkanlıkla( İran’da ve birçok İslam ülkesinde bu alışkanlık hala devam ediyor kadını recim etmek taşlayarak öldürmek) ağzımızdaki ve yüreğimizdeki balçığı fırlatalım tutmasa da izi kalsın mantığı ile sana karşı saldırıya geçilir.

Kürt müsün sorusuz sualsiz teröristsin

Ermeni misin vatan hainisin gizli ve açık düşmansın.

Bu listeyi daha uzatabiliriz.

Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İzzet Er: "Metni inceleyeceğiz; rahatsız edici kabul edilen ifadeler daha yumuşatılabilir." dedi.

Yumuşatma istendiğini söyleyen kim açık bir ifade ile “feministler ahlaksızdır” de sonrada yumuşatılabilinir diye işin içinden çıkmaya çalış. Yumuşatmak ne anlama gelir: söylediğimizden vazgeçmeyiz; ama biraz daha yenilir yutulur bir hale getiririz.
“kadının elini sıkmayın, kadın dokuz nefislidir, çalışan kadın namussuzdur” söylemi Başbakan’ın “Kadınlar en az üç çocuk doğursun” açıklaması, Başbakan’ın danışmanı Zapsu’nun sokaktaki kadının donunu ima eden açıklamalarına, bakacak olursak türbanla birlikte kadın üzerindeki baskı biraz daha artırıldı ve kolayca bazı şeyler söylenir oldu.

Bu ülkede kadın olmak hiçte kolay değilken kadının boynundaki ilmik daha da sıkıldı.
Kendi yaşamı, beyni, bedeni, geleceği üzerinde söz sahibi olmak isteyen; babasının, abisinin, kocasının, devletin, sistemin malı olmak istemeyen ve kadına yapılan baskıya karşı duran, bunu örgütleyen feministlerden özür dilenmeli.

Üç çocuk doğurun olayı da ayrıca ilginç.

Yıllardır Kürt kadınlarının kapılarını ebeler çalar, kadınlı erkekli aileleri bir araya toplayıp doğum kontrolü anlatılır.

Utanır Kürt kadını. Yanındakine, yöresindekine bakmamaya çalışarak, ebenin elindeki prezervatife bakar Kürt erkeği. Acep bu da ne ola nasıl kullanılır ki. rahim içi aletin yararlı olduğu, korunmadaki pratikliği en güzel dille anlatılır. Doğum kontroldür bunun adı korunma.

Çok çocuk doğran Kürt bu konuda sınırlandırılmalıdır.

Sezaryen doğumlarda kadına ve eşine sorulmadan kadının kordonları bağlanır, tesadüfen öğrenir kadın. Şoke olur; ama ben daha çocuk doğurmak istiyordum der. Korunmadır bunun adı doğum kontrol.

Şimdi, insanın aklına bir soru gelmiyor değil. Sayın başbakan az çocuk doğurmayı hedefleyen Kürt kadınlarına da en az üç çocuk doğurun diyor mu? yoksa orada doğum kontrol çalışmaları her tür teknik denenerek son hızla devam mı edecek?

En az üç çocuk doğurun teşvik pirimi de verilecek mi?

Avrupalılar üç çocuk doğurun derken, yabancılar karşısında azalan nüfuslarını dengelemeye uğraşırlar. Üç çocukla nüfus mu dengelemeye çalışıyorsunuz acaba?

beybun


 
İlgili Yazılar


İlgili haberler




 Yukarı çık