AnasayfaspaceHaberlerspaceYazılarspaceForumspaceBilgilerspaceYazılımspaceLinklerspaceResimlerspaceSitemapspace
Bulunduğunuz bölüm:   Anasayfa / Yazılar / Makale

Zalim erkeğin mazlum filmi


Ece Temelkuran / Milliyet

“Bizden film değil, kilim istiyorlar.” Kulaktan kulağa seyahat ederek bana kadar gelen bu cümleyi hangi yönetmen söylemişti bilmiyorum. Ama Avrupa’nın Türkiye’den ve Türkiyeliden gelen sanata, siyasete, entelektüel düşünceye nasıl baktığını bu kadar güzel anlatan bir başka söz daha duymadım.

“Bizim hâlâ fes giydiğimizi sanıyorlar” gibi kaba bir Avrupa eleştirisinden söz etmiyorum. Daha ince, daha şık bir oryantalizmden söz ediyorum. “Türkiyeli gelsin, Avrupa’da eteğindeki taşları ferah feza döksün” şeklinde başka ve daha sofistike bir müstehcen Avrupalı meraktan söz ediyorum.

Film, değil kilim

“Kürtlere, Ermenilere ne olduğunu gelin Paris’te anlatın!”, “Kızların siyasal İslamdan ne çektiğini gelin bize söyleyin!”, “Türk göçmenlerin sır dolu hayatının müstehcen sırlarını bizlerle paylaşın!” gibi bir alt metin içeren tuhaf bir yaygın Batılı tutumdur söz ettiğim.

Bununla müthiş kolay sanatsal kariyer yapabilirsiniz Batı’da. Ama sadece bu tavrın duymak istediği konularda ve ancak bu bakış açısının kabul ettiği bir söylemle. Ama eğer hikâyenizi, onlar gibi, eşit koşullarda, gerçeğe ihanet etmeden anlatmak isterseniz... İşiniz zordur.

Türkler ve Kürtler

İnan Temelkuran, kendisi kardeşim olur, birkaç yıldır bunu yapmaya çalışıyor. İspanya’da, Fransa’da, Almanya’da yaşayan Türkleri ve Kürtleri anlattığı filmin adı “Made in Europe”. Bir erkek filmi. Türk göçmenlerinin nasıl ezildiği ya da meşhur “uyum sorunları” anlatılmıyor filmde, onu anlatan film ve hikâye çok.

“Made in Europe”un yaptığı, erkek dünyasındaki gerilimleri anlatmak ve bu gerilimin ta dibine inmeye çalışmak.
Zalim ve mazlum arasında gidip gelen, hem zalim hem mazlum olan Türk ve Kürt erkeğinin iç dünyasının dibine kadar inen film üç parçadan oluşuyor ve her bir hikâye parçası birbirine başka birçok detayla birlikte ABD’nin Afganistan’a girdiği günlerde geçmesiyle bağlanıyor.

Yönetmen dönerci...

Yönetmenimizin kendisi de İspanya’da sinema yönetmenliği okurken Avrupa’daki milli mesleğimiz olan dönerciliği icra ettiği için bu dünyayı iyi biliyor ve o dünyaya dışarıdan değil, içeriden bakıyor.

Film, tamamen gerilla yöntemleriyle çekildi, yani “dev prodüksiyon” değil, arkasında bir sermaye yok. Çok kalabalık ve çok uluslu bir kolektif çabayla ortaya çıktı bu film.

Filmde şöhretli Türkiyeli ve yabancı oyuncular göreceksiniz, hepsi Avrupa’nın üç başkentinde çekilen filmde gönüllü olarak oynadılar. Hepsi zalim ve mazlum bir hikâyeyi anlattılar. Yani bir “kilim” değil, bir “film” yaptılar.

İlk kez beyazperdede


“Made in Europe” nice maceraların, samimiyetle çekilen çilenin ardından şimdi Ankara Film Festivali’nde on filmin yarıştığı uzun metrajlı ulusal film yarışması bölümüne seçildi. Bugün 19.15’te Büyülü Fener Sineması’nda gösterilecek.

Film başından beri çok renkli ve çok çileli olan macerasını nihayet Büyülü Fener Sineması’nda tamamlayacak ve ilk kez beyazperdeye yansıyacak. Çoğunluğu Türkçe olan filmde Almanca, Fransızca ve İspanyolca dillerini duyacaksınız. Dört dilli filmin bana sorarsanız en çok konuştuğu dil samimi bir erkek dili. İzleyin bakalım, nasıl bulacaksınız.


Yorum yaz
Yorum gönderme yetkiniz yok
 
İlgili Yazılar